Light Pink Pointer

7 Aralık 2020 Pazartesi

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu | Kitap Yorumu

Hepinize selamlar! Bugün sizlere Stefan Zweig’in yazdığı “Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu” isimli kitabı inceleyeceğim. Umarım bu incelemem hoşunuza gider. Çok fazla uzatmadan incelememe geçiyorum.

Ne anlatıyor?

Küçüklüğünden beri aynı adama âşık olan bir kadının içinde tutamadığı duyguları artık sayfalara dökmesini ve isimsiz bir şekilde, adama mektup olarak göndermesini okuyoruz.

Benim düşüncelerim neler?

Hikâye boyunca ana karakteri sadece mektubun el verdiği ölçüde tanıyoruz. Bana kalırsa kadın karakterimizin karşısındaki adama bu kadar bağlanmasının sebebi küçüklüğünde kendi sahip olamadığı şeylerin bu adamın sahip olması –örneğin kitapta bahsedildiği gibi binlerce kitap- ve kendisinde merak duygusu oluşturması. Kendisinde takıntı olarak varlığını sürdüren bu aşk; kendi içinde öyle büyümüştür ki kendi gururunu, onurunu ve benliğini yok sayarak kendini tamamen bu adama adamıştır. Ama ne var ki bu adam hiçbir zaman kadının varlığından haberdar olmamıştır. Hayatında beraber olduğu diğer kadınlar gibi bu kadınla da beraber olmuş ve onu unutmuştur, çocukluğundan itibaren kadının bakışlarının farkında olmamıştır. Bu yüzden ki kadın karakterimiz mektuba başlarken “Sana, beni asla tanımamış olan sana.” yazar.

Kadın tek taraflı aşkını yaşıyor yaşamasına ama sizce böyle bir şeye aşk denilebilir mi?

Okurken psikolojisini derinden hissettiğim için hem üzüldüğüm hem de kendisine karşı nötr olduğum bir karakter oldu. Stephen Zweig, karakterin psikolojik durumunu öyle inceliklerle işlemişti ki zaten ince olan kitap şıp diye bitti. Bundan sonra da Zweig’in diğer kitaplarını da mutlaka okuyacağım.

Siz “Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu” isimli kitabı okudunuz mu? Sizin düşünceleriniz neler?
Umarım bu incelemem hoşunuza gitmiştir. Kendinize çok iyi bakın, huzurla kalın…

Bu kitaba puanım: 10/10

Alıntılar

“Yalnızca yalnızlık çeken çocuklar tutkularını bütünüyle, dağılmaksızın koruyabilirler, ötekiler, duygularını başkalarıyla beraberlik atmosferinde gevezeliklerle harcarlar, yakınlıklarla köreltirler, aşk hakkında çok şey okumuşlardır, duymuşlardır ve aşkın ortak bir kader olduğunu bilirler. Onunla bir oyuncakmışçasına oynarlar, tıpkı ilk sigaralarını içen erkek çocukları gibi, onunla böbürlenirler.”

4 yorum:

  1. ben bu kitabı okurken kadına sinirlene sinirlene kitabı zor bitirmiştim. bir psikolog hem erkek karekteri hem kadın karekteri tahlil etmiş ve onların bu durumlarını hastacıl bulmuştu bencede öyle .okurken bende büyük bir aşktan ziyade büyük bir hastalık gördüm. galiba düşüncelerini öyle yada böyle dile getirdiğim için böylesine yoğun duyguları bütün ömür içinde tutmak bana akıl dışı geliyor

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okurken bana kalırsa yazarın dikkat etmemizi istediği şey de buydu. İki tarafında hastalıklı düşüncelerini iyice analiz etmemizi sağladı. Yorumunuz için teşekkür ediyorum. Düşüncelerinizi hiçbir zaman içinizde tutmak zorunda kalmamanız dileğiyle... :)

      Sil
  2. okuduydum unuttum ama bencesi de güzeldi haklısıın :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet hoştu bir oturuşta okunabilecek iyi bir kitaptı.:)) <3

      Sil