Hepinize
selamlar! Bugün kitaplarını çok sevdiğim bir yazar olan Emre Gül’ün “Güneşi Söndürmem Gerek”
adlı kitabının incelemesini yapmak üzere geçtim bilgisayarımın başına. Umarım
hoşunuza gider bu incelemem. Kitap hakkındaki düşüncelerimi merak ediyorsanız
incelememin en sonunda bulundurduğum “Benim düşüncelerim neler?” kısmına
bakabilirsiniz. O zaman hiç vakit kaybetmeden incelememe geçeyim!
Ne
anlatıyor?

Umut adındaki kadın ana karakterimiz, yaptığı büyük bir hatadan dolayı kendini
fazlasıyla sorumlu tutmaktadır ve kendine fazlasıyla yüklenmektedir.
Arkadaşları Göktuğ ve Gökçe’nin yardımıyla toparlanmaya çalışsa da bu iş
oldukça zordur. Umut’un iki seçeneği vardır. Ya bu yaşadığı durumun içinde
boğulacak ya da hayatına devam etmeye çalışıp mutluluğu bulmaya çalışacaktır.
Üniversiteye geçen Umut’un hayatına bir sürü insan dahil olur. Peki, o bir sürü
insanın sakladıkları bir olayları varsa? Umut yine de mutlu olabilecek miydi?
Umut yakınlarıyla ilgili öğrendiği acı gerçeklerden sonra da hayatına devam
edebilecek mi? Peki, ya araya aşk girerse?
Bu soruların
cevapları için hemen kitabı okumalısınız! Şimdiden size iyi okumalar diliyorum!
Benim
düşüncelerim neler?
Kitap fazlasıyla güzeldi. Okurken kimi yerlerinde kahkahalara boğuldum, kimi
yerlerinde “Acaba sonra ne olacak?” diye heyecanla sayfaları çevirdim. Akıcı,
komik ve bağımlılık yapıcı bir kitap. “Nar” adlı ilk eseriyle tanıdığımız Emre
Gül, yine bir şaheser yaratmış. "Nar", "Bal", "Kar" adlı kitaplarını nasıl bir
çırpıda okuduysam bu kitabı da bir çırpıda bitirdim. Okuduğum gençlik
romanlarından en güzeli diyebileceğim kadar harika bir kitaptı. Çok beğendim.
Umarım sizde Emre Gül’ün yazdığı bu sayfalarda kaybolmaya hazırsınızdır!
Alıntılar
“Hislerinden
kaçma, derler çoğu zaman. Acılarından korkma, üzerine git. Ben çareyi onları
yazmakta buldum; kaçtığımı sandılar. Yazmak benim için bir kaçış yolu değildi hâlbuki.
Aksine kaçmam gerekenlere karşı dik duruşumdu. Sözcüklere sarılıştı benimkisi.
Korkularıma cesurca dur deyişti.”
“Yaşanılan
her acı kalbin kapılarını biraz daha kapatır, derler. Kalbime damla damla düşen
acılarım günden güne etkisini gösteren güçlü bir zehirdi. Az kalmıştı.
Biliyordum bu zehrin er ya da geç vücudumu yok edeceğini. Hazırdım… Her şeye.”
“Çoğunlukla
vakit geçireceğim odamın sisli bir görüntüsü olsun istemiştim, hayatı temsil
edebilsin diye. Çünkü biliyordum ki hayatımızın her an her yerinde canımızı
yakacak, sanki önümüzü göremeyeceğimiz kadar umutsuzluğa düşebileceğimiz
anılarımız olacaktı.”
“Dipte
olduğunu hissettiğin her an aynaya bak. Hala yansımanla yüzleşmeye cesaretin
varsa, kendinle savaşın bitmemiş demektir.”
“Yaslanacak
bir omuz aradığında değil, başını dik tutmak zorunda kaldığında anlayacaksın
gerçekten kaybettiğini.”
“Bana
kalırsa aşk; sevdiğin kişi öldüğünde seni de ölüme sürükleyen bir şey değildir.
Aksine aşk, yaşamayı gerektirir.”
“Sonu gelmiş
hikâyeye ancak geri dönüp göz atabilirsin, yazılmış sonu değiştirmeye ne senin
ne de elinde tuttuğun kalemin gücü yeter.”
“Ruhun yaşı olmaz
derler. Oysaki yaşanan her acı ruhun yeni yaş günüdür. Ruhun sancıdığı her gün
biraz daha büyür insan. Biraz daha öğrenir başını dik tutması gerektiğini.”
“Asıl
canavarlar yatağın altında değil, içinde uyuyanlardır.”
“Geçmişinde
takılıp kalarak geleceğini inşa edemez, arkana bakmaktan önünde parlayan ışığı
göremezsin. Çünkü aynı anda iki yerde olman mümkün değil. Ya geçmişinde boğul
ya da geleceğinle ışılda!”
“Geçmişinin
çığlıkları; seni geleceğinin sesine sağır etmeden, arkana bakmadan yürümeye
başla.”
“Gün doğumu
mudur yıldızların katili, yoksa onlara sahip çıkamayan gökyüzü mü?”
“Yalanlara
sığınan insan, rüzgârlı havada sönmemek için direnen cılız mum ışığına benzer.
Er ya da geç söneceğinden habersiz çırpınır durur…”
“Canını
yakan şeylere karşı koymadığın zaman canın bile sana acımaya başlar.”
Umarım bu
incelemem hoşunuza gitmiştir. Özet kısmı biraz kısa oldu kusura bakmayın. Hafta
içi malum, yoğunum biraz. Yazımı okuduğunuz için çok teşekkür ediyor ve
sevgiler gönderiyorum değerli okuyucularım!
DÜZENLEME 09.02.2020
Aslında bu düzenlemeyi daha önce yapmak istiyordum ama ancak şimdi yazabildim. Kitabı daha önce okuduğumda gerçekten çok sevmiştim. Ama şimdi üzerinde düşününce olumsuz birçok yönünün olduğunu da fark ettim. İçinde geçen argolar, Göktuğ'nun ağzının bozukluğu, Umut ile Kerem'in olduğu (spoiler vermemek için bu bölümü söylemeyeceğim) bir bölüm gibi. O zaman sevmiştim ama şimdi düşününce çokta "Aman tanrım mükemmel!" diyebileceğim bir kitap olmadığına kanaat getirdim. Çerezlik bir kitaptı elbette ama yine de düşününce birçok artısı ve birçok eksisi olduğunu söylemek isterim. Klasik üstünlük kurmaya çalışan bir erkek ve masum kız kitabı değil kesinlikle. Öyle anlaşılmasın lütfen. Ama eğer genelde edebi eserler okuyan ve gençlik kitabı okumayı sevmeyen biriyseniz almanızı pek önermem. "Gözlük", "4N1K" , "Ölüme Fısıldayan Adam" , "AHALİ" , "Nar" kitaplarını okuduysanız büyük bir ihtimalle seversiniz bu kitabı da. Ama ilk okuduğumda dediğim "Mükemmel, çok güzel, bayıldım!" diyebileceğim bir etkisi kalmadı üstünde düşününce. İlk okuduğumda sonu aşırı derecede heyecanlı bittiği için kitabı çok sevmiştim. 2. Kitabı da devamında neler olduğunu merak ettiğim için, komik ve eğlenceli olduğu, akıcı olduğu için alacağım. Kötü bir kitap değil ama ilk bu incelemeyi yazdığımda söylediğim gibi mükemmel de değil. Okuması eğlenceli ve dediğim gibi akıcı bir roman. Ağır edebiyat eserlerinin yanında çerezlik olsun diye okunabilir iyi bir kitap.
Sevgiler!