Light Pink Pointer

20 Aralık 2021 Pazartesi

Martin Eden | Kitap Yorumu

Hepinize selamlar. Bugün sizlere Jack London’ın yazdığı “Martin Eden” isimli kitabı inceliyorum. Umarım bu incelememden hoşnut kalırsınız.

Ne anlatıyor?
Martin Eden geçimini kıt kanaat sağlayan yirmili yaşlarında bir gençtir. Denizcilik ile geçinen Martin Eden, hayatına oldukça sıradan bir şekilde devam ediyordur.

Günün birinde Arthur isimli bir adamı kavganın ortasından kurtaran Martin Eden karşılığında Arthur’un evine yemeye davet edilir.

Arthur’un evine giden Martin, orada çok farklı bir dünya görür. Şık mobilyalar, bir sürü kitap, tonlarca aksesuar…

Ama bunların hiçbiri Arthur’un kardeşi Ruth kadar dikkatini çekmez.

Ruth öyle güzel, öyle zarif ve öyle asildir ki… Martin gördüğü anda Ruth’a delicesine bir tutku beslemeye başlar. Ruth’la olan bir iki sohbetinden ise anında çok farklı dünyalara doğmuş iki insan olduklarını anlar. Ruth’un bahsettiği şeyleri anlamıyor, yüksek tabakanın konuştuğu bu dili çözümleyemiyordu.

Evden ayrıldıktan sonra ise aklında tek bir düşünce vardı.

Ne yapması gerekecekse yapacak ama Ruth’un seviyesine ulaşacak ve onu etkilemeyi başaracaktı. Ruth’un kalbinde bir yer edinmek için çabalayacak ve aradaki tabaka farkını kapatacaktı.

Böylece Martin Eden’ın uzun ve bol çalışmalı yeni hayatı başlamış olur…

Benim düşüncelerim neler?

Kitap o kadar güzeldi ki… Martin’in sevgisi, aşkı için çabalaması, kendini geliştirmesi, azim etmesi… Hepsi çok ama çok güzeldi!

Martin hayatındaki birçok şeyi değiştiriyor, her gün kütüphaneye gidiyor ve yabancısı olduğu birçok şeyi öğrenmeye başlıyor. Hâlihazırda kitaplara olan ilgisi ile bu iş çok daha zevkle geçiyor, hedefine adım adım yaklaştığını düşünüyordu. Edebiyatla ve kitaplarla öyle içli dışlı olmuştur ki kendi çapında yazılar yazmaya bile başlar.

Ruth’un yanına da bu yazılarını göstermeye ve kitaplarda öğrendiği bilgilerin yanına birçok yeni bilgi daha eklemeye gider. Neredeyse her gün buluşur ve çalışırlar.

Martin her ne kadar Ruth’u olduğu gibi sevse de Ruth için durum biraz daha farklıdır.

Ruth ilk defa sevmeyi ve sevilmeyi öğreniyordur. Aynı zamanda onun gözünde Martin yoğurulacak bir hamurdur, bu yüzden Martin’i hayalindeki ideal erkeğe dönüştürmek için çabalar, Martin’in istediği gibi biri olabileceğine gönülden inanır.

Zamanla bu ikili arasındaki çekim daha da güçlenir.

Martin öyle bir azimle çalışıyordur ki kısa zamanda Ruth ve çevresine yetişmeyi başarır. Ekonomik olarak olmasa da bilgi açısından onlardan çok daha iyidir ve çok daha fazla şey biliyordur. Kendini öyle bir geliştirmiştir ki Ruth ve çevresi onu anlamakta zorlanıyordur. Oysa Martin için yeni bir dünyanın kapıları aralanmıştır.

Ruth’a gönlünü öyle bir kaptırmıştır ki diğer kızları onun yanında sıradan buluyor, kendi tabakasındaki insanları yeterli görmüyordur. Bu birazcık da eski kendisini bu insanlarda görmesinden kaynaklı olabilir tabii.

Yazar olarak geçinmeye karar veren Martin Eden, zorlu bir yola baş koyar. Kimse kendisine inanmaz. Ruth bile. Öyle ki herkes kendisine düzgün bir iş bulması için baskı yapar, bu gidişle hiçbir şey yapamayacağını söyler. Oysa Martin içten içe yazdıklarının çok tutacağını hissediyor ve yazar olmak istiyordu.

Bunun üzerine açlık, aşk ve bir sürü yazıyla geçen bir süreç başlar Martin için. Peki, sizce Martin başarabilecek midir? Başarılı bir yazar olabilecek midir? Peki ya Ruth? O da Martin’e gönlünü kaptıracak, Martin’i ne olursa olsun destekleyecek midir?

 İnsanların nasıl şan, şöhret ve para düşkünü olduğunu; tabaka farklılıklarının belirgin çizgisini ve bir taraf nasıl rahat ve refah içinde yaşarken diğer tarafın açlık ve sefaletle geçindiğini oldukça güzel bir şekilde okuyoruz.

Kalınlığını gördüğümde her ne kadar gözüm korksa da o kadar akıcı bir kitaptı ki elimden bırakamadım. Boş zamanlarımın vazgeçilmezi oldu Martin Eden. Elimden düşüremedim doğrusu.

Yazar kendi başına gelen ve etkilendiği birçok şeyi Martin Eden karakteri için de işlemiş. Bu küçük ortak noktalar nedense kendimi kitaba daha yakın hissetmemi sağladı.

Gerçekten çok başarılı bir eserdi. Herkesin okumasını şiddetle tavsiye ederim.

Siz “Martin Eden”ı okudunuz mu? Okuduysanız sizin düşünceleriniz neler?
İncelememi okuduğunuz için teşekkür ederim. Kendinize çok dikkat edin, sağlıcakla kalın…

Bu kitaba puanım: 9/10

Alıntılar

“Sevgiye ihtiyaç duyduğunu fark etmemişti bile. Şimdi de bilmiyordu bunu. Sadece sevginin nasıl ifade edildiğini görmüş, yüreği hoplamış ve ne kadar güzel, yüce ve muhteşem bir şey olduğunu düşünmüştü.”

“Ama ona sahip olmak, bildiğin bütün zilyetliklerden tamamen farklıydı, şüpheli ve belirsiz bir tasarruftu.”

"Tanrının çılgın aşığı bir buseye feda eder hayatını."

“Onu öylesine çok, öylesine feci ve öylesine ümitsizce seviyordu.”

“Kendi başının çaresine bakmış bir kızın gözleri yumuşak ve kibar olamaz...”

“İçimde söylemek istediğim çok şey var sanki. Çok büyük şeyler. Bunları ifade etmenin yolunu bulamıyorum. Bazen bana öyle geliyor ki bütün dünya, bütün hayat, her şey içimde duruyor ve sözcüsü olmam için feryat ediyor.”

“Hayat böyle, her zaman güzel olmuyor. Aslında belki benim tuhaflığım şu ki burada bir güzellik buluyorum.”

“Meğer hep uykudaymış; şimdiyse hayat buyurgan ve kaçınılmaz sesiyle gümbürdüyordu kapısında.”

“Derdini anlatamamıştı. Dünyanın en büyük şeylerinden birini görmüş ama onu ifade edememişti.”

“Çünkü kendi türünün ne aşağılık şeytanlar olduğu bilgisine, ne kadar namert kepazeliklere başvurabileceği hikmetine sahip olduğu için son derece tedbirli davranıyordu.”

“İçinde ilahi ne varsa yok olmuştu; yaşama gücü, canlılığı kalmamıştı ki dürtsün onu. Ölmüştü. Ruhu ölü gibiydi.”

“Sadece sevdim seni. O kadar çok sevdim ki bırak senin gibi capcanlı bir kadının kalbini, taşı bile eritmeye yeterdi aşkım.”

“Ait olduğu yeri bulamamıştı çünkü. Kendini bulduğu her yere uyum sağlamış, işte ve eğlencede iyi olması sebebiyle, hakları için savaşma ve karşısındakine saygı uyandırma isteği ve yeteneği sayesinde her zaman ve her yerde sevilen biri olmuştu. Ama hiçbir yere kök salamamıştı. Etraftakileri memnun edecek kadar uyum sağlamış ama kendisi tatmin olamamıştı.”

“Eskiden ünlü olmak isterdim. Ama artık bunu hiç önemsemiyorum. İstediğim tek şey sensin; yemekten, giysiden, şöhretten çok daha fazla açım sana. Bütün hayalim, başımı göğsüne yaslayıp ebediyete kadar uyumak (...)”

“Hayatta her şey kötüye gidebilir, aşk hariç. Yeter ki bitkin düşen, bocalayıp tökezleyen zayıf iradeli biri olmasın, aşk hiçbir zaman yolunu şaşırmaz.”

“O gözler ki ölümsüzlüğü ilk kez orada görmüştü.”

“Konuşmak değil, sevmek istiyorum.”

“Şu dünyada dürüstlük diye bir şey kalmamış mıydı?”

“Gelecek ne getirirse getirsin, onun için önemli değildi. Zaten görünüşe göre artık hiçbir şey önemli değildi.”

“Bitirdim ben...

Koydum lavtamı kenara.

Mor üçgüller arasında

Gölgeler asılı durdukça

Şakımak da sona erdi, şarkılar da.

Bitirdim ben...

Koydum lavtamı kenara.

Eskiden bülbüller gibi erken,

Çiy düşmüş çatılarda öterken,

Kestim artık sesimi.

Yorgun bir ketenkuşuyum şimdi.

Dudağımdaki ezgiler bitti,

Öttüğüm zamanlar geçip gitti.

Bitirdim ben.

Koydum lavtamı kenara.”

“Haritasız ve dümensiz kalmış, gideceği limanı olmayan bir gemiydi. Kendini akıntıya bırakıp sürüklenmek, en azından hareket etmek, hayatta kalmak demekti ki içini acıtan şey de zaten buydu; yaşamak.”

“Bu kapkaranlık dünyada üzerime düşen ışıksın sen.”

“Her şeyde hayal kırıklığına uğramıştı. Her şeye yabancılaşmıştı.”

“Hayat büyük bir hata (bence), utanç verici bir maskaralık.”

“Uyku onun için unutmak demekti; uyandığı her sabahı kederle karşılıyordu. Hayat onu kaygılandırıyor, sıkıyor, zaman ise eziyet gibi geliyordu.”

“Hayat, hastalıklı bir insanın yorgun gözlerini yakan güçlü bir ışık gibiydi. Uyanık geçirdiği her an, etrafında ve üzerinde çiğ bir öfkeyle parlıyordu. Acıyordu. Dayanılmaz bir acı veriyordu.”

“Bu acı ölüm değildi, sersemlemiş bilincinde bocalayarak dolaşan düşünceydi. Ölüm acı vermezdi. Hayattı, hayatın sancısıydı bu feci, bu insanı boğan his.”

 

8 yorum:

  1. En sevdiğim kitaplardan bir tanesi.
    Yaşamlarımızı kendi özdeğerlerimiz, tutkularımız ve ideallerimiz etrafında geliştirmeliyiz. Bir kabın şeklini almak yerine, o kabı kendimiz yaratmalıyız. Yoksa ufukta tükenmişlik sendromu bizleri bekliyor

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru söyledikleriniz. Martin Eden benim de en sevdiğim kitaplardan bir tanesi haline geldi. Okumalı, okutulmalı.

      Sil
  2. Jack London en sevdiğim yazarlar arasında. Martin Eden en güzel romanlarından biri. Kendi yaşamından kesitleri güzel bir dille anlatıyor yazar. Güzel kitap, severek okumuştum:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekten çok kaliteli bir eser. Kendi yaşadığı bazı olaylara ve kişilere kitabında yer vermesi kitabı çok ama çok daha güzel yapıyor. :)

      Sil
  3. okuduğum en sevdiğim klasiklerden :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok güzel bir eserdi. Sevmemek elde değil. :)

      Sil
  4. Okuyalı belki de 30 yıl olmuştur. Kitabın içeriğiyle ilgili çok az şey hatırlıyorum ama bende bıraktığı etki hâlâ aklımda. Ben Martin Eden'in iradesine hayran kalmıştım. İçinde bulunduğu durumun zorlukları karşısında yılmıyor, kendini geliştirmek için çaba sarf ediyordu. Bu motifi aslında Jack London'ın başka kitaplarında da okuduğumu hatırlıyorum. Zaten yanlış hatırlamıyorsam büyük ölçüde kendi hayat hikayesinden esinlenmiş bir romandı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İradesine hayran olmamak elde değil gerçekten. Kendini geliştirmek için bu kadar istekli olması da gerçekten çok hoştu. Kendi hayatında yaşadığı birçok şeye kitabında yer vermiş dediğiniz gibi. Bu da okuru kitaba daha çok bağlıyor. Yazarın diğer kitaplarını da okumak için can atıyorum.

      Sil