Light Pink Pointer

11 Ocak 2021 Pazartesi

Harry Potter ve Sırlar Odası | Kitap Yorumu

Hepinize selamlar. Bugün sizlere J.K. Rowling’in yani Joanne Kathleen "Jo" Rowling’in yazdığı “Harry Potter” serisinin 2. kitabı olan “Harry Potter ve Sırlar Odası” isimli kitabı inceleyeceğim. Umuyorum bu incelememden hoşnut kalırsınız. Eğer serinin ilk kitabını okumuyorsanız incelememin “Ne anlatıyor?” kısmını okumanızı önermem. Daha okuyup öğrenmediğiniz şeyleri bu bölümde yanlışlıkla öğrenebilirsiniz. Bu yüzden direkt incelememin “Benim düşüncelerim neler?” kısmına atlayabilirsiniz.

Ne anlatıyor?

Harry geçirdiği zorlu okul yılının ardından Hogwarts’ta 2. Yılının daha sakin geçeceğini düşünüyorduysa bile bunun pek mümkün olmadığını bir gün odasında beliriveren evcini Dobby’yi görünce anlar. Dobby, kendisine bu yıl Hogwarts’ta korkuç şeyler olacağını bundan dolayı da Hogwarts’a gitmemesi gerektiğini söyler. Ama Harry, Dursleylerin evini ev gibi göremezken kendisine sıcacık bir yuva olmuş olan Hogwarts’a neden gidemeyeceğini anlamaz ve gitmekte ısrarcı olur. Bunun üzerine Harry, Dobby’yi dinlemez ve Hogwarts’a tekrardan gider. Ama karşılaştığı problem aslında Dobby’nin haklı olabileceğini doğruluyordu. 

Hogwarts’ın koridorlarında garip şeyler yaşanıyordu. Bir anda herkes taşa dönüşüyordu ve bunu kimin yaptığı bilinmiyordu. Herkes Sırlar Odası’nın açıldığını söylüyordu, sahi ya neydi bu Sırlar Odası? İşte Harry ve arkadaşları Hermione Granger ile Ron Weasley bu Sırlar Odası’nın gizemini çözmek için tekrardan bir araya gelir.

Peki bu sefer şansları yaver gidecek miydi? Yoksa kendilerini daha kötüsüne hazırlamalı mıydılar?

Benim düşüncelerim neler?

Saat sabahın ikisinde uyanınca ve geri uyuyamayınca okudum serinin ikinci kitabını. Sabaha doğru gözlerim kapana kapana da yarısından fazlasına geldiğimi fark ettim. Uykuya dalınca da akşama doğru tekrar kitabı elime aldım ve heyecandan bir çırpıda okudum.

J.K. Rowling yine kalemiyle bizi şaşırtmıyor. “Bu olayın aslı ne ki, nasıl çözecekler?” diye düşünürken Rowling öyle bir yerden öyle bir ayrıntı yakalıyor ki sır bir anda çözülmüş oluyor. Marissa Meyer’in “Ay Günlükleri” serisinde hoşuma gittiği gibi “Harry Potter” serisinde de yazarımız karakterlerini “acaba nasıl kurtarırım” kaygısı gütmeden rahatça tehlikeye atıyor ve onları da profesyonel bir şekilde kurtarmasını biliyordu. Bu özellik bakımından özellikle hoşuma giden bir kitap oldu. İnsan bir kere okumaya başlayınca elinden bırakamıyor. Yazar, okuru kitaba  nasıl bağlayacağını çok iyi biliyor.

Bu dünyanın bir parçası olmayı isterdim ki kitabı okurken öyle hissetmemek elde değil. J.K. Rowling eğer bana Hogwarts Kabul Mektubu yollamayı isterse bloğumun en aşağısında bulunan iletişim bölümünden bana ulaşabilir. :))

Evet, incelemem bu kadardı. Siz “Harry Potter” serisini okudunuz mu? Sizin düşünceleriniz neler?

İncelememi okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Kendinize çok iyi bakın, büyüyle kalın…

Bu kitaba puanım: 10/10

“Harry Potter” serisinin ilk kitabı olan “Felsefe Taşı” için yaptığım kitap yorumuna ulaşmak için tıklayınız.

Alıntılar

"Bize aslında kim olduğumuzu gösteren şey, yeteneklerimizden çok seçimlerimizdir."

 

6 yorum:

  1. Çok güzel :) İnan ki bende o dünyanın bir parçası olmayı çok isterdim ya... Her ay 2 - 3 kez izliyorum filmlerini. Bazen gerçeklikten uzaklaşmak iyi geliyor :)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok haklısınız. Bazen gerçeklikten uzaklaşmak, bu dünyaya sığınmak iyi geliyor. İyi günler dilerim! :))

      Sil
  2. ay ya evet hogwarts da ben de okumak isterdim yaaa, güzel anlatmışsın yine, 2 3 günde okudun diye düşünmüştüm ama daha çabuk okumuşsun yaniii :) hermione yaa ponçik yaaa :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ah ah kim okumak istemez ki? Hemencecik okudum 2.kitabı ama derslerden dolayı 3.kitap biraz bekleyecek sanırım. Hermione gerçekten çok şirin! Ama sanırım vazgeçilmezim Ron Weasley! :))
      Yorumun için teşekkür ederim kocaman sevgiler! :) <3

      Sil
  3. Harry Potter hepimiz için çok özel sanırımm:))

    YanıtlaSil