Light Pink Pointer

9 Kasım 2021 Salı

Yenik Düşme Zamana | Kitap Yorumu

Hepinize selamlar. Bugün sizlere Halis Karabenli’nin yazdığı “Yenik Düşme Zamana” isimli kitabını inceliyorum. Umarım bu incelememden memnun kalırsınız.

Ne anlatıyor/Benim düşüncelerim neler?
Bir sürü kısa öykülerden oluşan bir kitap “Yenik Düşme Zamana”. Aşkı, hayatı ve insanları sorgulayan; kendini bulmaya çalışan insanların öykülerinden oluşuyor.

Öncelikle kitap kapağına değinmek istiyorum.

Bunu söylemek istemezdim, belki söyleyeceğim şeyler de size hiç güzel
gelmeyecek ama burada düşüncelerimi söylemek durumundayım. Kitap kapağı tasarımı Milli Eğitim Bakanlığının din kitaplarının kapağı gibi olmuş. Keşke sade ama daha düzgün bir şey yapsalarmış. Bana kalırsa böyle güzel durmuyor. Bundan ötürü kitabın kapağını çok beğenemedim.

Kitabın ilk sayfalarını okuduğumda sıradan gittiğini düşünmüştüm. Ama ilerleyen sayfalarda kurulan cümlelerin zoraki konulmuş gibi bir havası olduğunu sezinledim. Sanki kelimeler özellikle sırf süslü ve uzun olması için kurulmuş gibiydi. Bu da okuma isteğimi köreltti açıkçası.

Altını çizdiğim ve beğendiğim birçok alıntı olsa da maalesef birçok cümlenin süslü cümle kurma kaygısıyla kurulduğunu düşünüyorum. Onun dışında kitaptaki öykülerin birçoğunun benzer olması da bana kalırsa bir yerden sonra okuru sıkıyor.

Aklınıza okuyacak herhangi bir kitap gelmiyorsa ve sırf zaman geçsin diye herhangi bir kitap okumak isterseniz bu kitabı tercih edebilirsiniz. Ama genel olarak benim çok da beğendiğim bir kitap olmadı. Yine de dediğim gibi kafa dağıtmak için okunabilir.

Benim düşüncelerim bunlardı. Siz “Yenik Düşme Zamana” isimli kitabı okudunuz mu? Okuduysanız sizin düşünceleriniz neler?

İncelememi okuduğunuz için teşekkür ederim. Kendinize çok dikkat edin, sevgiyle kalın…

Bu kitaba puanım: 4/10

Alıntılar

“Gerçekler de kangrene benziyordu. Aslında hayattaki her şey biraz böyleydi: Var olma imkânı bulan her şey, bu fırsatı sonuna kadar kullanmak istiyordu. Bir hastalık başladığı zaman hastayı tüketene kadar durmuyordu. Yalanlar da öyleydi, insanlar da...”

“Birine güvenmek istedi sadece. İnsan, elbette tek başına hayatını devam ettirebiliyordu ancak önemli olan yaşadığı hayatı biriyle paylaşmak ve paylaştığı insanın da ona ayrıca yük getirmemesiydi. Yoksa ne anlamı vardı biriyle beraber yaşamanın?”

“Aramızda bir veda olmalı mı, bunu da bilmiyorum? Çünkü vedalar da birbirini tanıyan insanlar arasında yapılmalıydı.”

“Niye ama niye bu kadar iyi davrandın bana? Niye her şeyi yüzüme vurmadın? Niye kendimi kandırmama izin verdin?”

“Bahar geldiği zaman tazelenen umutlarımız birbirimizle alakalı değildi.”

“Göründüğüm kadar olmadığımı anladığımdan beri, kendi içimin yabancısıyım. Bir yabancı ile uyuyorum. Bir yabancı ile yürüyor, yemek yiyor, çalışıyor, susuyor, konuşuyor, seviyor ve onunla kavga ediyorum. Fakat asla bu yabancı ile birbirimizi aynılaştırmaya çalışmıyoruz; aksine, ikimize de heyecan ve yaşama isteği katan bu farklılıkların bizi bir arada tuttuğunu, birçok şeyi kaybederek de olsa öğrendik. Birine sarılmanın kıymetini örneğin. Birini hayranlıkla izlemeyi... Acı çekmenin utanılacak bir şey olmadığını... Fark edilmemek ve saklandığımız derinliğin kirlenmesini önlemek adına da kimi zaman yüzeye çıkıyoruz böyle işte. Buna bir çeşit soluk almak da diyebiliriz aslında; çünkü öyle yapmasak, varlığımızı yokluğumuz sayesinde insanların keşfedeceğini biliyoruz. Bunun olmasını kesinlikle istemiyoruz. Bir insanın varlığının bilinmesi için yokluğunu tatmanın veya bunu yalancı bir meraklanmanın ortağı etmenin ne anlamı var?”

“Bizi bütünleştiren şeyler, aynı zamanda parçalar da. Bu kırgınlığım ve yorgunluğum bunun için; anlaşılmadım...

Göğüm çatladı, gene de çiçek ekmeye çalıştım o çatlağa...”

“Asıl yorucu olan şey ise, bir insanın kalben ve ruhen büsbütün sana ait olduğunu sanma yanlışından döndüğün zaman ortaya çıkıyor. Yaşanmış ve yaşanacak şeylerin artık ortada olmadığını fark ettiğinde ne büyük bir kaybın tam merkezinde kaldığını daha iyi öğreniyorsun.”

“Ben, eski ben miyim? Ondan vazgeçmeyi asla aklına getirmeyen, bir an bile yanımda olmasa nefes almakta güçlük çeken, aynı adam mıyım? Ya o, aynı kadın mı? Savaşmak yerine hemen gitmeyi tercih eden, ben olmadan da hayatına devam edebilmeyi kendine hiç sorun etmeyen, üzüntüsünü  ve sevincini gizlemeyi becerebilen, hala uzak olduğum ve dokunamadığım, iç dünyasının büyüklüğü ile övünen aynı kadın mıydı? Yine gider miydi ardında bile bakmadan? Korkuyordum. Ona dokunurken de konuşurken de gözlerine bakarken de korkuyordum.”

“Tüm kalbimle inanmak istiyorum sana. Tüm varlığımla yanında olmak istiyorum.”

“Özlemiyorum artık onu. Bana yaşattıklarını hazmedemiyorum sadece.”

“Asla yapmam dediğim şeyleri yaptım. Asla affetmeyeceğim dediğim insanları affettim. Bunu sineye çekemem, bu kadarı da fazla dediğim şeyi bağrıma bastım gene. Bu da olursa artık yaşayamam dediğim şeyi hayretler içinde yaşadım ve yaşamaya devam ettim. Her şeye alışan, unutan, dolmak bilmeyen bir kuyudan farklı değilmiş insan.”

“Herkesin her şeyi olabilirdim fakat kendimin hiçbir şeyiydim. Kalbim ağırlıklarla doluydu lakin ağlayamıyordum.”

“Farklıyız onlardan. Bu yüzden birbirimize bu kadar yakınız işte.”

“Varlığının, beni iyileştirici bir gücü olduğunu hissediyorum.”

“Çünkü bazı şeylere dikkat etmek ve hep birilerini iyileştirmek için çaba sarf ettim bütün ömrüm boyunca. Sonrası ise tam bir felaket! İyileşen gitti. Yara alıp döndüler, yine iyileştirdim ve yine gittiler. Böyle devam etti bu. En dip ve en yukarı arasındaki mesafede gidip geldim her zaman. Kimseye hissettirmeden hem de. Fakat bu düşüşler ve çıkışlar çok yaktı canımı.”

“Karşındaki umursamıyorsa ne yaparsan yap kıymeti olmuyor. Aslında en başından beri farkındaydım; başkalarının "olmasa da olur" dediği şey onlar için dünyayı yerinden oynatmıyordu ama eksikliği benim dünyamı yok etmeye yetiyordu.”

“Hiçbir şey bitimsiz değil. Hiçbir şeye sahip olamazsınız sahiden. Kimse, kimseye ait değildir. Annem, babam, arkadaşlarım, elim ayağım, saçlarım ve sen... En çok da sen bana ait değilmişsin mesela.”

“Sanırım söylemek isteyip de sustuğum şeyler için pişman olacağım her zaman. Kabul etmem gereken şeyleri kabul etmediğim ve kabul etmemem gereken şeyleri kabul ettiğim için de pişman olacağım. İçime attıklarım da beni çürütmeye devam edecek. Kendi içimi yeniden yapmaktan usandım.”

“Biliyor muydun; yaşayamadığımız her şey insanlara benziyor git gide!”

“Ama keşke hiç değişmeseydim ve kendim gibi kalabilseydim. Çünkü sen hariç, verdiğim kararların hiçbirinde tereddüt etmemiştim.”

“Hem artık her şeyi düşünmekten bıktım! Yaşamı kendi haline bırakmak varken, her zaman olaylara müdahil oldum. Gücümün yetmeyeceği şeyleri değiştirmeye çalıştım. Kendimi de herkesi de yormuş oldum böylece.”

“Ne sevgimiz ne yaşadıklarımız ne de bundan sonra yaşayacaklarımız hiçbir şeyi onaramayacaktı çünkü. Güçsüzdüm. Güçsüzdün. Yıpranmıştık. Acıyordu canımız. Acıtmaya devam ediyorduk üstelik. Gene de hata değildi hiçbir şey... Çünkü sahiden sevdim seni. Kusursuz değildi ama çok sevdim.”

“Eskisi gibi değildi hiçbir şey ve ben eskinin bu kadar özleneceğini hiç bilmezdim.”

“Sevgilim; bu yorgun bedenimin, ruhumun enkazı olduğunu anlatıyorum sana... Usta bir katilin saksıya diktiği çiçeğin utangaçlığı var üstümde. Kırılan taşın uğultusuna kabart kulaklarını; dinle, vazgeç seni benden çıkarmaya çalışmaktan.”

“Değişmem ben. Değişirim sandım ama yapamadım. İsterseniz bir kusur olarak görün bunu benim için. Bu yüzden kimseden özür de dilemeyeceğim. Kendim olamazsam berbat ediyorum çünkü her şeyi. Öfkelenmeyen, ne olursa olsun aldırmayan insanların arasına katılmayacağım. Kızgınsam yine yıkacağım her şeyi. Küseceğim. Çocuk gibi davranacağım. Özlediysem, özledim diyeceğim. Seviyorsam, saklamayacağım bunu. Huzursuzsam, belli edeceğim. Susmayacağım. Önem verdiklerim için savaşacağım yine. Sonunda emeğim boşa gitse dahi ve üzülmek pahasına yapacağım bunu. Çok beklettin diyeceğim beklediğim zaman. Kahretsin ki zaman bizi dinlemiyor, anlamıyor musun beni diye bağıracağım. Ama değişmeyeceğim hiçbir zaman. Ben buyum çünkü. Başka türlüsünü yapamadım. Başka türlüsünü yapmak hep kaybetmeme neden oldu.”

“Yaralarım görünecek diye korkmuyorum artık. İyice bakın; bu yollardan geçtim ben... Kızdım, kırdım, bağırdım, parçaladım ama en çok da sevdim. Bu yaralar evim benim. Asıl, onlar olmazsa yaşayamam.”

“Ama geçti. Iskalandım yine, yok sayıldım, itildim, yalnız bırakıldım, hiçe saydım onurumu; fakat acımı yahut öfkemi hatta biriken bu kinimi bile sana vermeyeceğim bundan böyle. Iskalanacak, yok sayılacaksın, itileceksin, yalnız bırakılacaksın ve onurunun dirhem değeri olmayacak benim gözümde.”

“Ah! İnkâr değil. Tek bir gerçeğin acımasız sorusuyla, cebelleşmekten yoruldum artık. Sahi; "Ne verdiydin bana yalnızlıktan başka?”

“Çünkü umut ederek büyüttüm hep seni. Çünkü mukayyet olduğum her şeyi dağıttın sen başkalarına. Çünkü ilk defa boşuna geçmiş diyorum onca zaman. Boşuna geçmiş...”

“Korkmuştum belki de. Birine bu kadar ait olmak ve geleceğimde onun hayatımın neresinde olacağını bilememek yormuştur beni. Ya da bunlar sadece saçmalıktan ibaretti.”

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder